Bir zamanlar, güzeller güzeli Hatay’ın yemyeşil ormanlarında sevimli ikiz kardeşler, Ela ve Tahir yaşardı. Güneşin sıcaklığı ve bereketli topraklarında yeşeren zeytin ağaçlarının gölgesi, Hatay’ın güzelliklerinden sadece birkaçıydı. Ela ve Tahir, ikiz kardeş olarak dünyaya geldiklerinde, bu güzelliklerin içinde büyümeye başladılar. Güneşin doğuşuyla başlayan ve ayın gümüş ışıklarıyla sona eren her günlerini sevgi ve neşe içinde geçirirlerdi. İkizler, birbirlerine o kadar bağlıydılar ki, düşüncelerini bile okuyabilen birer yürek dostuydular. Birbirlerinin her anında yanında olmak onların en büyük mutluluğuydu. Aynı gökyüzüne bakarak, aynı rüzgarın savurduğu yaprakları izler, aynı yağmurun altında ıslanır ve aynı gülüşlerle dünyaya gülümserlerdi.
Ela, pembe elbisesi ve kıvrılan saçlarıyla çevresindeki herkesin sevgilisiydi. Tahir ise mavi şortu ve kahramanlar gibi süzülen hareketleriyle her zaman Ela’nın koruyucusu ve en iyi arkadaşıydı. Hatay’ın yemyeşil ormanlarında oyunlar oynayarak ve keşfe çıkarak büyüyen ikiz kardeşler, ailelerine ve birbirlerine olan sevgilerini her fırsatta gösteriyorlardı.
Ela ve Tahir’in yeni tanıştıkları Ege, teyzeleri Firuze’nin yeni evlendiği eşi ve bu güzel ailenin yeni üyesiydi. Ege, iki kardeşin hayatına neşe ve enerji katan sevgi dolu bir adamdı. İkizler, Ege’yi çok sevdikleri için ona sürpriz bir doğum günü partisi düşünmüşlerdi. Bu özel günü, Hatay’ın o büyülü ormanında, doğanın kalbinde kutlamayı planlıyorlardı.
O büyülü gün geldiğinde, Ela ve Tahir ellerinde renkli balonlar ve doğanın güzelliklerini kullanarak hazırladıkları doğum günü pastasıyla ormana gittiler. Ege, bu güzel sürpriz karşısında gözleri dolu dolu oldu ve minik ikizleri kocaman bir sarılışla kucakladı. O gün, ormanın içinde şen kahkahalar, neşeli şarkılar ve sevgi dolu anılar bir aradaydı.
Ancak, bazen hayat insanın önüne beklenmedik sürprizler çıkarır ve tüm güzellikler bir anda gölgede kalır. Bir gün, Hatay’ı sarsan büyük bir deprem meydana geldi. Bu felaket, Ela ve Tahir’in masalsı dünyasını da etkiledi. O deprem esnasında, ikizler evlerinin enkazı altında kaldılar. Ve tabi ki o anda bile yanyanaydılar. Birbirlerinin ellerinden tutarak, yüreklerindeki sevgiyle birbirlerine sarılarak, ölümün soğuk kollarına teslim oldular.
Ela ve Tahir’in yok oluşu, ailelerinin ve Ege’nin yüreğinde derin bir yara açtı. Ancak onların anıları, yaşadıkları sevgi dolu günler, hep oracıkta, yüreklerinde yaşamaya devam etti. Hatay’ın o güzel ormanında, şimdi her bahar, yemyeşil yapraklar arasında, iki minik kelebek görülürdü. Bu kelebekler, Ela ve Tahir’in sevgi dolu ruhlarının devamı niteliğinde, ormanda huzur içinde uçuşurlardı. Onların saf ve masum sevgileri, artık doğayla bütünleşmiş ve sonsuz bir mutluluğa dönüşmüştü.
Ege ve teyzeleri Firuze, her bahar geldiğinde bu iki minik kelebeği izler, Ela ve Tahir’in sevgi dolu anılarını hatırlayarak gözyaşlarını tutamazlardı. İkizlerin yok oluşunun ardından, aile bireyleri yaşamlarına devam etmek zorunda kalmış olsalar da, Ela ve Tahir’in sevgi dolu anıları her daim kalplerinde canlı kaldı.
Yıllar geçtikçe, Ela ve Tahir’in hikayesi, Hatay’ın o güzel ormanında yaşayan her aileye aktarıldı. İkizlerin sevgi dolu yüreklerinin hikayesi, aşkın ve bağlılığın simgesi olarak anlatılır oldu. Her bahar, iki minik kelebeğin uçuşunu izleyen çocuklar, Ela ve Tahir’in eşsiz aşkının şarkısını mırıldanarak, sevginin gücünü ve önemini öğrendiler.
Ela ve Tahir’in hikayesi, zamanla bir efsaneye dönüştü ve Hatay ormanlarında yaşayan herkes, onların masum sevgisinden ve birbirlerine olan bağlılıklarından ilham aldı. İkizlerin ardında bıraktığı bu güçlü miras, ormanın kalbinde yaşayan her canlıya, sevginin kırılması zor bir köprü olduğunu hatırlattı. Ve böylece, Ela ve Tahir’in sevgi dolu hikayesi, yıllar boyunca anlatılmaya devam etti.

